Element Kavramının Tarihsel Gelişimi

Element kavramının tarihsel gelişimi hakkında kısa bilgiler. 

Element kavramının tarihsel gelişimi

A) Antik Çağda Element Kavramı

Antik dönemdeki simyacılar elementi tanımlarken M.Ö 5 ve 4. asırda yaşamış olan Empedokles ve Aristo’nun ileri sürdüğü maddenin dört elementten oluştuğu iddiasını kabul etmişlerdir.

Buna göre element Aristo’nun “toprak, su, hava, ateş” dörtlüsünden oluşan, bütünü ile düşünceye dayalı olup hiçbir denel gerçeklik temeline oturmayan madde algısıdır. Bu elementler sıcak, soğuk, ıslak, kuru nicelikleri ile ifade edilirler.

Toprak: soğuk ve kuruyu,

Su; soğuk ve ıslağı,

Hava; ıslak ve sıcağı,

Ateş; sıcak ve kuruyu temsil eder.

Simyacılar uzun yıllar Aristo’nun bu görüşünü benimsemişler ve katı olan her şeyi toprak (soğuk – kuru); gaz olan her şeyi hava (sıcak – ıslak); yanan her şeyi ateş (sıcak – kuru) ve sıvı olan her şeyi su (soğuk – ıslak) olarak nitelendirmişlerdir.

B) Rönesans Dönemi Kimyasal Element Kavramı

Düşünce ile deneyi birleştiren ve deneyi önceleyen Rönesans döneminde bilim insanlarından, Robert Boyle elementi, kendinden daha basit maddelere dönüşmeyen ve aynı türdeki taneciklerden oluşan maddeler olarak tanımlamıştır.

Radyoaktifliğin keşfedilmesiyle atomun küçük parçacıklardan oluştuğunun anlaşılması, uranyum gibi elementlerin radyoaktif bozunma ile farklı elementlere dönüşmesi bu tanımlamanın hatalı olduğunu gösterir. Ayrıca kireç, sodyum hidroksit gibi elementlerine zor ayrışan bileşiklerin uzun süre “element” sayılması Rönesans dönemi element tanımının eksikliğidir. Bu eksiklik Lavoisier’in çalışmalarıyla giderilmiştir.

Lavoisier çalışmalarına başladığında yanmaya ilişkin filogiston kuramı geçerliydi. Yanma; yanan nesnenin filogiston (ateş ruhu) denen, ama ne olduğu bilinmeyen, gizemli bir madde çıkarması demekti. Lavoisier, J. J. Becher’in filogiston tanımının yanlışlığını yaptığı deneylerle havadan başka gazların da bulunduğunu ortaya koymuş ve kireç, sodyum hidroksit gibi maddeler artık element olarak sınıflandırılmamıştır.

Bir elementin özelliklerini taşıyan en küçük yapı taşı atomdur. Atomdaki proton sayısı atomun kimlik özelliklerini belirler. Her elementin atomlarındaki proton sayısı diğer element atomlarından farklıdır. Dolayısıyla her elementin kimyasal özelliği farklıdır. Bu nedenle elementlerin her birinin farklı bir isim ve semboller gösterilmesi gereklidir. Buradan yola çıkarak J. J. Berzelius elementlerin Katince isimlerinin baş harflerini veya iki harfini sembol olarak kullanamaya başlamıştır.

Rönesans döneminde, Hollandalı kimyacı Van Helmont (1577 – 1644) deneylerinde terazi kullanarak kimyasal çalışmalara nicelik kazandırmıştır.

C) Modern Element Kavramı

17. yy’dan itibaren geliştirilen yeni teknikler ile birçok element keşfedilmiştir. Bileşikler ve mineraller yanma ve diğer kimyasal işlemlerle ayrıştırılarak birçok element tek başına elde edilmiştir.

Günümüzde “Element, proton sayısı aynı olan atomlardan oluşan saf maddelerdir.” şeklinde tarif edilmektedir.

Elementin yapıtaşı atomdur. Atomlar ise proton, nötron ve elektronlardan oluşmaktadır.

Radyoaktifliğin keşfiyle elementleri oluşturan atomların parçalanabildiği ve daha küçük parçacıklara dönüşebildiği tespit edilmiştir.

Bir elementi diğer elementlerden farklı yapan protonlarıdır. Bu nedenle atomlar numaralandırılırken proton sayıları esas kabul edilmiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir