Öğretici Metinler Nelerdir? | Özellikleri

Öğretici metin nedir? Öğretici metinler nelerdir? Öğretici metinlerin özellikleri nelerdir?

Öğretici Metin Nedir? | Özellikleri

Okuyucuya bir şeyler öğretmeyi amaçlayan metinlerdir. Öğretici metinlerin başlıca özellikleri şunlardır:

  • Öğretici metinler, kaynağını hayal dünyasından değil, gerçeklerden alır. Metne yansıyan gerçeklerin çarpıtılmasına dikkat edilir.
  • Öğretici metinlerde anlatılanların doğruluğu ya da yanlışlığı genellikle kanıtlanabilir, yani nesnellik hâkimdir.
  • Öğretici metinlerde amaç, okuyucuya bir şeyler öğretmek veya okuyucuya belli bir konuda düşündürerek onda davranış değişikliği oluşturmaktır. Bu nedenle bu tür metinlerde açıklayıcı ve tartışmacı anlatıma başvurulur. Anlatımın gerçekleştirilebilmesi için de tanımlama, örnekleme, tanık gösterme, sayısal verilerden yararlanma gibi yöntemler kullanılır.
  • Öğretici metinlerde dil, genellikle göndergesel işlevle kullanılır. Anlatımdan çok konu önemsenir. Sözcükler genellikle gerçek anlamlarıyla kullanılır.

Başlıca öğretici metinler şunlardır.

1-) Mektup

Bir haberi, isteği ya da duyguyu uzaktaki birine iletmek amacıyla yazılan yazılara mektup denir.

Mektuplar, konuları ve yazılış amaçları bakımında; özel mektuplar, iş mektupları, edebi (yazınsal) mektuplar biçiminde sınıflandırılabilir.

Özel Mektup: Birbirlerini yakından tanıyan kişiler arasında bilgi, haber, duygu, düşünce alışverişini sağlayan mektuplardır.

Özel mektuplar kişiden kişiye yazılan, içten ve senli benli bir üslupla oluşturulan mektuplardır.  Böyle mektuplarda belli bir plana sıkı sıkıya bağlı kalmak gerekmez ama genellikle hitap, gövde, sonuç bölümleri bulunur.

İş Mektubu- Resmi Mektup: Resmi kuruluşların kendi aralarındaki yazışmaları ya da bu kuruluşlara sunulan dilekçeler resmi mektup adını alır. Özel kurum ve kuruluşlar arasındaki yazışmalarda iş mektubu olarak değerlendirilir.

Edebi (Yazınsal) Mektup: şair ya da yazarların birbirlerine yazdıkları özel mektuplardır. Bu tür  mektuplarda edebi bir ülup vardır ve dil şiirsel işleviyle kullanılır. Bir kişiden başka bir kişiye yazılan ama herkesin okuması için gazete ve dergilerde yayımlanan mektuplara açık mektup denir. Bu mektuplar da düşünsel ve yazınsal boyutlu mektuplar arasında yer alır.

Edebiyatımızda Namık Kemal, A. Hamit Tarhan, Cahit Sıtkı Tarancı gibi sanatçıların mektupları kitaplaştırılmıştır. Ayrıca mektup türü, bazen diğer yazı türlerinde bir anlatım yöntemi olarak kullanılmıştır. Özellikle mektup biçimiyle yazılan romanlar dikkat çekmektedir. Halide Edip Adıvar’ın “Hanedan”, Reşat Nuri Güntekin’in “Bir Kadın Düşmanı”, Goethe’nin “Genç Werther’in Acıları” adlı romanları buna örnek verilebilir.

2-) Günlük (Günce) 

Herhangi bir şahsın bir gün içinde yaşadıklarını tarih belirterek günü gününe anlattığı kısa yazılara günlük denir.

Günlükler, kişilerin içlerini dökme ihtiyaçlarından doğmuştur. Kişi, içini dökerken duygu ve düşüncelerini ya hiç saklamadan ya da sınırlayarak aktarır.

Günlüğün özellikleri şu şekildedir:

  • Günü gününe tutulan notlar niteliğindedir.
  • Doğrudan anlatım yöntemiyle oluşturulur.
  • Her olay, olgu, durum günlüğün konusu olabilir.
  • Anlatılanlar öznel bir yaklaşımla ele alınır.
  • Anlatımda “iç konuşma” tekniğinden yararlanılır.

Günlük, bir edebiyat türü olarak asıl kimliğini 1940’tan sonra kazanmaya başlamıştır. Edebiyatımızda “günlük” terimini ilk kez Falih Rıfkı Atay kullanmıştır. Divan edebiyatındaki “vakayinâme”ler günlük örnekleri sayılabilir. Ayrıca Tanzimat döneminde “günlük” terimi “ruznâme” ile karşılanmıştır.

Edebiyatımızda “günlük” çok yaygın olmayan bir türdür. Bu türde oluşturulmuş başlıca eserler şunlardır:

Günce – Nurullah Ataç

Geçmişin Kuşları – Oktay Akbal

Günlük – Salah Birsel

Dünya edebiyatında Andre Gide’nin “Günlük”ü bu türün en önemli örneklerindendir.

3-) Anı (Hatıra) 

Bir sanatçının, devlet büyüğünün ya da toplumun ileri gelenlerinden olan bir şahsın başınsan geçen, hem kendisi için hem de toplum için önem taşıyan herhangi bir olayı kaleme aldığı yazı türüne anı denir.

Anının başlıca özellikleri şunlardır:

  • Anı türü, şimdiki zamanı değil, geçmiş zamanı anlatır. Anı yazısının amacı bir döneme ayna tutmak, onu aydınlatmaktır.
  • Anı türü, geçmişi anlattığı için tarihe yardımcı olur.
  • Anıların değeri, gerçekleri anlatmasından ve gerçeklere bağlı kalmasından kaynaklanır. Yani anılarda nesnellik esastır.
  • Anı yazarı, anılarını yazarken anlattığı dönemle ilgili kaynaklara başvurarak güvenirliliğini artırır. Bu kaynaklar eski gazeteler, mektuplar, fotoğraflar, yazılar… olabilir.
  • Anı yazarı, anlattıklarını yüzde yüz kanıtlamak zorunda değildir. Gerçekleri, doğrudan anlatırken kendi duygularına da yer verebilir.

ÖNEMLİ:

Günlük ile anı karıştırılmamalıdır. Günlükleri anılardan ayıran, günü gününe yazılmasıdır. Anılarda ise yaşananlar, sonradan hafızada kalan biçimiyle yazıya aktarılır.

Anı ile otobiyografi (öz yaşam öyküsü) karıştırılmamalıdır. Anı yazarı sadece kendi yaşamını yazmaz; yaşadığı dönemi ve çevresindeki kişileri de anlatır. Otobiyografi yazarı ise sadece kendi yaşamını anlatır.

Türk edebiyatında anı türünün en eski örneği, Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu Babur Şah’ın (1488-1530) Baburnâme adlı eseridir.

Anı türünün edebiyatımızdaki başlıca örnekleri şunlardır:

Eşkal-i Zaman, Falaka – Ahmet Rasim

Kırk Yıl, Saray ve Ötesi – H. Ziya Uşaklıgil

Çankaya, Zeytindağı – F. Rıfkı Atay

Zoraki Diplomat – Y. Kadri Karaosmanoğlu

Bizim Yokuş, Portreler – Y. Ziya Ortaç

Defter-i Amal – Ziya Paşa

Boğaziçi Yalıları – A. Şinasi Hisar

Geçmiş Zaman Köşkleri – A. Şinasi Hisar

Edebi ve Siyasi Hatıralarım – Yahya Kemal Beyatlı

Türk’ün Ateşle İmtihanı – Halide Edip Adıvar

4-) Biyografi (Yaşam Öyküsü)

Sanat, siyaset, spor, bilim gibi alanlarda ünlü kişilerin hayatları, eserleri, başarıları hakkında tarafsız ve gerçekçi bir şekilde bilgi veren araştırma yazılarına biyografi denir.

Biyografinin başlıca özellikleri:

  • Topluma katkısı olmuş, tanınmış, başarılı olmuş kişilerin yaşamı konu edilir.
  • Anlatılanların belgelere, kanıtlara dayanması gerekir.
  • Yazar sadece “aktaran” konumunda olduğu için biyografiler üçüncü kişili anlatımla yazılır.
  • Biyografiler okuyucuya bilgi verme, izlenim kazandırma amacı taşır.
  • Anlatımda özellikle açıklama ve öyküleme kullanılır.
  • Anlatılanlar oluş sırasına göre (kronolojik) aktarılır.
  • Biyografi yazarı hem bir tarihçi gibi nesnel hem de sanatçı gibi öznel davranır.

UYARI:

Bir kişinin sadece bir yönünü ayrıntılı olarak işleyen yazılara “monografi” denir.

Dünyada ilk ünlü biyografi yazarı Yunan sanatçı Plutarkhos, ilk önemli biyografi eseri de ona ait “Paralel Hayatlar”dır.

Türk edebiyatında Batılı anlamda biyografik eserler Cumhuriyet Döneminde ortaya konmuştur. Biyografi türünün Divan edebiyatındaki karşılığı “tezkire”dir. Edebiyatımızın ilk tezkiresini (Mecalis-ün Nefais) ünlü Çağatay şairi Ali Şir Nevai yazmıştır.

Edebiyatımızın bu türdeki önemli örnekleri şunlardır:

Ahmet Haşim ve Şiiri – A. Şinasi Hisar

Tek Adam – Şevket Süreyya Aydemir

Yahya Kemal – Ahmet Hamdi Tanpınar

Tevfik Fikret – Mehmet Kaplan

5-) Otobiyografi (Öz Yaşam Öyküsü)

Ünlü kişilerin kendi yaşamlarını anlattıkları eserlere otobiyografi denir.

Biyografilerle otobiyografilerin anlatım olanaklarının çoğu ortaktır. Ancak bu iki tür arasında bazı farklılıklar da vardır. Bu farklılıkların bazıları şunlardır:

  • Biyografide dolaylı, otobiyografide doğrudan anlatım vardır.
  • Biyografi, kişinin dış dünyasına; otobiyografi iç dünyasına yöneliktir.
  • Otobiyografilerde yazar kendi yaşamını anlattığı için 1. kişili anlatım görülür.
  • Biyografide nesnellik, otobiyografide yer yer öznellik ağır basar.
  • Biyografide araştırmalar ve belgeler otobiyografide ise bellek önem kazanır.
  • Biyografi, tanıtılan kişiyi çevresiyle birlikte ele alır; otobiyografide ise kişi, anlattıklarını kendisiyle sınırlar.

Edebiyatımızda Hasan Ali Yücel’in “Hayatım”, Aziz Nesin’in “Böyle Gelmiş Böyle Gitmez” adlı eserleri başarılı otobiyografi eserlerdir. Halit Ziya Uşaklıgil’in “Kırk Yıl” adlı eseri de anı – otobiyografi karışımdır.

6-) Gezi Yazısı (Seyahatname) 

Gezilip görülen yerlerle ilgili izlenimlerin ilgi çekici bir şekilde ve edebi bir üslupla anlatıldığı yazı türüne gezi yazısı denir.

Gezi yazılarının başlıca özellikleri:

  • Gezi yazılarında yazar kişisel duygu ve düşüncelerini ön plana çıkarmaz. Gördüklerini fotoğrafçı gerçekçilikle vermeye çalışır. Ancak zaman zaman kendi yorumlarını da dile getirir.
  • Gezi yazılarının dili yalın ve anlaşılır olmalıdır.
  • Gezi yazıları, toplumların yaşayış, gelenek ve görenekleri hakkında da fikir verir. Bu nedenle tarih, toplumbilim, coğrafya, folklor gibi bilimler gezi yazılarından yararlanabilir.

Gezi türünün önemli örnekleri şunlardır:

Seyahatname – Evliya Çelebi

Paris Sefaretnamesi – Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet

Avrupa’da Bir Cevelan – Ahmet Mithat Efendi

Hac Yolunda – Cenap Şahabettin

Frankfurt Seyahatnamesi – Ahmet Haşim

Tuna Kıyıları, Bizim Akdeniz, Hind – Falih Rıfkı Atay

Anadolu Notları – Reşat Nuri Güntekin

Mavi Anadolu – Azara Erhat

Üsküp’ten Kosovaya – Yavuz Bülent bakiler

Hiroşimalar Olmasın – Oktay Akbal

7-) Sohbet (Söyleşi) 

Bir konuyla iliği görüş ve düşüncelerin fazla derinleştirilmeden karşısındakiyle konuşuyormuşçasına anlatıldığı yazı türüne sohbet denir.

Servet-i Fünun Döneminde “musahabe” başlığı altında yazılan ve yer yer denemeye yaklaşan söyleşinin başlıca özellikleri şunlardır:

  • Genellikle güncel konular işlenir.
  • Karşılıklı konuşma havası taşır.
  • Bir görüşü kanıtlama ihtiyacı duyulmaz.
  • Konulara öznel (kişisel) bir bakış açısı ile yaklaşılır.
  • Anlatımda içtenlik, yalınlık, duruluk esas alınır.

Ahmet Rasim’in “Ramazan Sohbetleri”, Suut Kemal Yetkin’in “Edebiyat Söyleşileri”, Melih Cevdet Anday’ın “Dilimiz Üstüne Söyleşiler” adlı eserleri bu türün önemli örnekleridir.

8- ) Fıkra (Köşe Yazısı) 

Güncel bir olayla ilgili kişisel görüşlerin ispatlama yoluna gidilmeden anlatıldığı kısa gazete yazılarına fıkra (köşe yazısı) denir.

Fıkranın özellikleri:

  • Güncel olayları konu edinen kısa ömürlü, başlıklı ve imzalı yazılardır.
  • Fıkra yazarı, öznel bir tavır takınır, ayrıntıya girmez, anlattıklarını kanıtlama ihtiyacı duymaz.
  • Fıkraların anlatımı yalın, doğal ve yoğundur.
  • Fıkralar, bir bakıma makalenin kardeşi sayılabilir. Çünkü makale gibi gazete ve dergi yazısıdır. Ancak makaleye aralarında birtakım farklılıklar da vardır.

Edebiyatımızda Ahmet Rasim, Refik Halit Karay, Hüseyin Cahit Yalçın, Peyami Safa fıkralarıyla tanınır.

9-) Makale 

Herhangi bir konuda bilgi vermek, görüş ve düşünce öne sürmek ya da bir tezi savunmak için yazılan gazete ve dergi yazılarına makale denir.

Makalenin başlıca özellikleri:

  • Konu ve alan sınırlaması yoktur. Edebiyat, tiyatro, müzik, resim, tarih, fizik, tıp, hukuk ve akla gelebilecek her alanda makale yazılabilir.
  • Makale yazmak, uzmanlık gerektirir. Yeterli bilgi birikimi olmayan kişilerden makale yazması beklenemez.
  • Makalede öne sürülen görüşler; örnekleme, tanık gösterme, karşılaştırma, somutlama gibi yöntemlerden yararlanılarak kanıtlanır.
  • Makalede ciddi ve ağırbaşlı (nesnel) bir anlatım hâkimdir.

 Türk edebiyatında ilk makaleyi Tanzimat döneminde İbrahim Şinasi Tercüman-ı Ahval gazetesinde “Mukaddime (Ön söz)” başlığıyla yayımlamıştır. Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Şemsettin Sami, Hüseyin Cahit Yalçın, Fuat Köprülü, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Falih Rıfkı Atay… önemli makale yazarlarıdır.

Fıkra-Makale Farkı

  • Fıkrada görüşü kanıtlama amacı güdülmez, makalede görüşü kanıtlamak esastır.
  • Fıkralarda öznellik, makalelerde nesnellik hâkimdir.
  • Fıkra yazmak uzmanlık gerektirmez ama makale yazmak uzmanlık gerektirir.
  • Fıkralar, makalelere göre daha kısa yazılardır.

10-) Deneme

Herhangi bir konuda duygu ve düşüncelerin kesin yargılara varılmadan kanıtlamadan özgür biçimde dile getirdiği yazılara deneme denir.

Deneme türünün özellikleri:

  • Konu sınırlaması yoktur, her konuda deneme yazılabilir.
  • Deneme yazarı, yazısını kendisiyle konuşur gibi oluşturur.
  • Deneme yazılarının içten, etkileyici ve doğal bir anlatım vardır.
  • Denemelerde öne sürülen görüşler kanıtlanmaya çalışılmaz.
  • Montaigne’in izinden yürüyen denemeciler, bu türü-kişisellik ağır bastığı için “ben”in ülkesi olarak tanımlamıştır.

Deneme türünün dünya edebiyatındaki kurucusu, Fransız sanatçı Montaigne (1533-1591) kabul edilir. İngiliz edebiyatında Bacon (1561-1626) bu türün öncüsüdür.

Türk edebiyatında Fecriâti döneminde Ahmet Haşim’in “Bize Göre, Gurabâhâne-i Laklakan” adlı eserlerinin bazı bölümleri bu türün ilk örnekleri sayılır. Ancak deneme türünün ilk başarılı örnekleri Cumhuriyet Döneminde verilmiştir. Nurullah Ataç, Sabahattin Eyüboğlu, Suut Kemal Yetkin, Ahmet Hamdi Tanpınar edebiyatımızın en önemli deneme yazarlarıdır.

11-) Eleştiri (Tenkit)

Bir sanat eserinin ya da sanatçının olumlu ve olumsuz yönlerini ortaya koyarak gerçek değerini belirlemeyi amaçlayan yazı türüne eleştiri denir. Eleştiriler, bir sanat ya da düşünce yapıtının özünü, yapısını anlatan; değerli ve değersiz yanlarını gösteren, toplumun sanat ve düşünce gelişimi içindeki yerini belgelerle, örneklerle belirten yazılardır.

Eleştirinin iki türü vardır:

a-) İzlenimsel (Öznel) Eleştiri

b-) Nesnel (Bilimsel) Eleştiri

Öznel eleştiride bir yapıtın eleştirmen üzerindeki etkisi ön plana çıkar. Yazar, eleştirisini yaparken belli kurallara, sınırlara bağlı kalmaz; kendi sanat anlayışını ve kişisel beğenisini esas alır.

Nesnel eleştiride yapıt sanat ve güzellik (estetik) açısından belli ölçülere göre değerlendirilir. Bu tür eleştiride yazar, yapıta bilimsel açıdan bakmaya çalışır ve duygularını, yorumlarını yazısına aktarmaz.

Türk edebiyatında Batılı anlamda eleştiri yazılarına, Tanzimat dönemiyle birlikte örnekler görülmeye başlanır. Namık Kemal’in 1866’da Tasvir’i Efkâr gazetesinde yayımlanan “Lisan-ı Osmanî’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazatı Şamildir” başlıklı yazısı ilk eleştiri yazısı sayılır. Ziya Paşa’nın “Şiir ve İnşa” adlı eseri de ilk eleştiri eserlerimizdendir. Eleştiri türü Milli Edebiyat ve Cumhuriyet Dönemlerinde iyice gelişmiştir.

One comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir