İç Kuvvetler Nelerdir? | Konu Anlatımı

İç kuvvetler nelerdir? İç kuvvetler konu anlatımı, Orojenez, epirpjenez, volkanizma, depremler hakkında bilgi.

İÇ KUVVETLER

İç kuvvetlerin Kaynağı magmadır. Tektonik hareketler, volkanik olaylar ve depremler iç kuvvetlerin etkisiyle oluşur. Yeryüzünde kıtaların su altına dalmaları, yükselerek yüzeye çıkmaları, dağ kuşaklarının oluşumu, volkanik dağ ve volkanik arazilerin oluşumu iç kuvvetlerin etkisiyle olur. İç kuvvetler yer şekillenip oluşturarak yükselti farklarına yol açarlar.

İç kuvvetler 4’e ayrılır.

1. Orojenez (Dağ oluşumu)

2. Epirojenez (Kıta Oluşumu)

3. Volkanizma

4. Depremler

1) OROJENEZ (Dağ Oluşumu)

Sıradağ kuşakları iki farklı şekilde oluşmaktadır. Bunlar;

a) Kıvrımlı dağların oluşumu:

Akarsu, rüzgâr gibi dış kuvvetler, karalardan (kıta) aşındırdıkları maddeleri uzun yıllar boyunca deniz ya da okyanus tabanlarında biriktirirler. Deniz tabanında biriken ve binlerce metre kalınlığa ulaşan bu tortullar, tektonik hareketlerin etkisiyle sıkışır. Kıvrılarak su yüzeyine doğru yükselen bu tortullar zamanla kıvrım dağ kuşaklarını oluşturur. Tortul tabakaların kıvrılıp yükselmesiyle oluşan kubbe şeklindeki yapıya “antiklinal“, çanak biçiminde alçalan kesimlere ise “senklinal” adı verilir. III. jeolojik devirde oluşan Alp ve Himalaya dağ sıraları kıvrım dağlara örnek olarak gösterilebilir.

b) Kırıklı dağların oluşumu:

Yerkabuğunun esnek olmayan sert yapılı tabakaları şiddetli yan basınçların etkisiyle kırılır. Bu kırılmalar sonucunda bazı kütleler fay hattan boyunca çöker, bazıları ise yükselir. Bunun sonucunda çöken alanlarda “graben”, yükselen alanlarda ise “horst (kırık dağ)” adı verilen yer şekilleri oluşur. Kırık dağlara en iyi örnek, Kıyı Ege bölümündeki sıradağlardır. Horst ve grabenlerin birbirinden ayrıldığı yerlerde tektonik deprem riski ve sıcak yeraltı sularının görülme olasılığı fazladır.

2) EPİROJENEZ (Kıta oluşumu)

Yer kabuğu su üzerinde duran bir kayığı andırır. Kayık dengede durabilmek için sürekli salınım halindedir. Ağırlığın olduğu yerde batma, hafif yerde ise yükselme olur. Yeryüzünde de çukur alanlarda birikme, ağırlaşma ve çökmeler görülürken, aşınmanın olduğu yerlerde hafiflemeye bağlı olarak yükselme görülür. Buna izostatik Denge denir.

Aşınan alanlarda magmanın baskısıyla yükseltme birikimin olduğu alanlarda ise ağırlaşmayla çökmeler olur. Bu mantığa göre (izostatik denge) yeryüzünün tamamen düzleştirilmesi olanaksızdır.

Bu hareketler esnasında yeni karalar ya da kıtalar oluşur. Yükselme ile meydana gelen geniş kubbemsi karalara jeoantiklinal, alçalarak çanaklaşan geniş alanlara ise jeosenklinal denir. Kıtalar birer jeoantiklinal iken deniz ve okyanus çanakları jeosenklinaldir. Buna Epirojenik hareketler denir. Karaların alçaldığı yerlerde deniz kara içlerine doğru ilerler. Karaların yükseldiği yerlerde ise deniz geri çekilir. Deniz ilerlemesine Transgresyon, Deniz gerilemesine ise Regresyon denir.

Deniz ilerlemesinin görüldüğü yerlerde akarsuyun ağız kısmı deniz suları altında kalır. Akarsuyun enerji potansiyeli azalır ve biriktirme gücü artar. Deniz gerilemesi varsa akarsuyun yatak eğimi ve aşındırma gücü artar. Eğer bir yerde akarsu vadisi deniz içinde de devam ediyorsa, deniz ilerlemesinden bahsedilebilir. Kıyı şekilleri yüksekte veya kara içlerinde kalmışsa deniz gerilemesi olmuştur.

Epirojenik hareketler esnasında daha önce orojenik hareketlerle kıvrılmış tortul tabakaların şekilleri bozulmaz. Tabakalar bütün olarak yükselir ya da alçalır. Bu sırada yer yer faylar oluşur. Yeryüzünün yükselti ve eğim şartları değişir.

Orojenik hareketlerin süresi epirojenik hareketlere göre daha kısa sürelidir. Orojenik hareketler dar alanlarda etkiliyken epirojenik hareketler çok geniş sahalarda meydana gelir. Epirojenik hareketler üzerinde iklim değişikliklerinin de etkisi vardır. Örneğin 4. Zamanın başında Amerika’nın kuzeyi, Grönland, Avrupa’nın kuzeyi (İskandinav ülkeleri), Asya’nın kuzeyi buzullar altında kaldığından karalar ağırlaşarak alçalmıştık 4. zamanın ikinci yarısında, iklim değişikliklerini bağlı olarak buzullar erimiş ve karalar yükselmeye başlamıştır.

3) VOLKANİZMA

Magma ve çeşitli gazların, yerkabuğunun kırık hatlarından patlama veya püskürme biçiminde yeryüzüne çıkmasına “volkanizma” denir. Volkanizma kendi arasında ikiye ayrılır. Bunlar;

a) Derinlik volkanizması: Magmanın yeryüzüne çıkmadan, I yerkabuğunu oluşturan tabakalar arasında yavaş yavaş soğumasıyla gerçekleşir.

b) Yüzey volkanizması: Katı I maddeler, gazlar ve magmanın, yerkabuğunun kırık hatlarından yeryüzüne kadar çıkmasıyla gerçekleşir. Yeryüzünün en aktif volkanları Pasifik Okyanusu çevresinde (Ateş Çemberi) yer alır.

4-) DEPREMLER

Yerkabuğunda doğal nedenlerle oluşan, salınım ve titreşimlerle ortaya çıkan kısa süreli sarsıntılara “deprem“denir. Depremi oluşturan gücün kaynaklandığı, yerkabuğu içindeki noktaya “İç merkez (hiposantr)”, yeryüzünde depremin iç merkezine en yakın olan “dış merkez (episantr)” denir. Depremin en şiddetli merkezden uzaklaşıldıkça depremin etkisi azalır.

Depremler oluşumlarına göre üçe ayrılır;

a) Tektonik depremler: Yerkabuğunun zayıf (faylı) yerlerinde meydana gelen kırılmalar sırasında oluşan yer sarsıntılarıdır. Yeryüzünde oluşan depremlerin çoğu bu türdendir.

b) Volkanik depremler: Aktif volkanların bulunduğu yerlerde, patlama ve püskürmelerin etkisiyle oluşan yer sarsıntılarıdır.

c) Çöküntü (göçme) depremleri: Çözünebilen kayaçların yaygın olduğu arazilerde, yer altında bulunan doğal boşlukların tavanlarının çökmesiyle oluşan yer sarsıntılarıdır.

Yeryüzünde depremlerin en sık görüldüğü yerlere örnek olarak; Büyük Okyanus çevresi ve Alp – Himalaya kıvrım kuşağı verilebilir.

 NOT:

  • Akarsu yataklarındaki şekillerin ve kıyı kuşağındaki taraçaların oluşmasında epirojenik hareketlerin önemli payı vardır.
  • Günümüzde, epirojenik hareketlerin en belirgin olduğu yerler; İskandinavya, Doğu Kanada ve Japon adalarıdır.
  • Maar, kaldera, krater ve tüflerin oluşumu volkanizmayla ilgilidir.
  • Volkanik topraklar çok verimlidir Çünkü mineral bakımından zengindir
  • Deprem dalgalarını ölçerek kaydeden alete sismograf denir.
  • Depremin şiddeti; odak derinliğine, depremin aletsel büyüklüğüne, depremin dış merkezine uzaklığa, arazi yapısına ve binaların sağlamlığına göre değişir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir