Dini Tasavvufi Halk Edebiyatı Konu Anlatımı | Özellikleri | Sanatçıları

Dini Tasavvufi Halk Edebiyatı konu anlatımı, Dini Tasavvufi Halk Edebiyatı nazım biçimleri, Dini Tasavvufi Halk Edebiyatı özellikleri, Dini Tasavvufi Halk Edebiyatı sanatçıları kimlerdir? Tasavvuf kısaca nedir?

DİNİ-TASAVVUFİ HALK EDEBİYATI

TASAVVUF NEDİR?

Tasavvuf, genel kabule göre kelime anlamı olarak safa’laştırma, temizleme anlamına gelir. İslamiyet’le birlikte ortaya çıkmış tarikatlar vasıtasıyla tekkelerden insanlara yayılmış bir inanç felsefesidir. İnsanın akıl yoluyla ulaşamayacağı gerçeklere olgunlaşarak sezgi yoluyla ulaşması amaçtır. Zaten tasavvufun asıl amacı mürşit (hoca, şeyh) vasıtasıyla insanı olgunlaştırmak (İnsan-ı kâmil) ve aşk yoluyla Allah’a ulaştırmaktır. Allah’tan gelen ve O’nun tecellisi (yansıması) olan insan bu kavuşmaya ölmeden önce ölerek, nefsini dünyevi istek ve arzulardan arındırarak (Fenafillâh) ulaşacaktır. Mutasavvıf (tasavvuf ehli) beşeriyetten İlahî aşkı bulma amacıyla “Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat” mertebelerinde sağlam adımlarla yol kat etmiş ve kalbini saflaştırarak Vahdet-i Vücud’a ulaşmıştır. İşte tasavvuf, İslam mistisizmidir (felsefesi) ve bu felsefe tam olarak anlaşılamazsa tasavvuf edebiyatı da anlaşılamaz.

GENEL ÖZELLİKLERİ

  • yüzyılda Hoca Ahmet Yesevi’yle kabul edilen ve İslamiyet’i ana eksen alıp eserlerinde İşleyen edebiyat dönemine denir.
  • Türkistan’da yanan tasavvuf kandili Anadolu’da Yunus’ları, Hacı Bektaş’ları aydınlatmıştır. Onlar da tasavvuf coşkusunu veren ürünler ortaya koymakla birlikte eserleriyle halka bir şeyleri öğretmek istemişler ve eserlerini genellikle didaktik tarzda oluşturmuşlardır.
  • Tekkelerde yetişen dervişler tarafından ürünler oluşturulduğundan bu döneme tekke edebiyatı da denir.
  • Tasavvufun etkisiyle Arapça ve Farsça kavramların dile girmesi dilin sadeliğini bozmuştur. Bu dönem sanatçıları medrese eğitimi almışlardır. Dil, âşık tarzı halk edebiyatına göre daha ağırken divan edebiyatına göre sadedir.
  • Allah, peygamber, İnsan sevgisi, güzel ahlâk ve hoşgörü işlenen başlıca konulardır.
  • Divan edebiyatında olduğu gibi mazmunlar (kalıplaşmış ifadeler) yer alır.
  • Tekke edebiyatı sanatçıları eserlerini oluştururken âşık edebiyatı ve divan edebiyatı nazım şekillerini kullanmıştır.
  • Şiirlerde genellikle 7’li, 8’li, 11’li hece ölçüsü kalıpları tercih edilmekle birlikte aruz ölçüsünü kullanan sanatçılar da olmuştur.
  • Nazım birimi dörtlüktür. Beyitlerle de eserler oluşturulmuştur.
  • Şiirleri belli bir ezgiyle ney, def, kudüm eşliğinde söylenmiştir.
  • Bu dönemde oluşturulan ürünleri şu başlıklar altında toplayabiliriz:

Nazım türleri: dahi, nefes, deme (deyiş), şathiye, devriye, hikmet, nutuk

Nesir türleri: Menakıbname, velâyetname, gazavatname, fütüvvetname, vücutname

I. DİNİ-TASAVVUFİ HALK EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ

İLAHİ

  • Allah’ın varlığını, birliğini konu edinen ve O’na duyulan aşkın yansıması olan şiirlerdir. Bu dünyanın geçici olduğu, işlenilen günahların bağışlanma isteği, yalvarış ve yakarışlar da ilahilerde yer alır.
  • Dinî-tasavvufî Halk edebiyatının sevilen ve en çok kullanılan türüdür.
  • Divan edebiyatındaki tevhid ve münacat işledikleri konu bakımından ilahiye benzer.
  • Hecenin 7’li, 8’li, 11’li kalıpları tercih edilir. Aruz ölçüsüyle yazılan ilahiler de vardır. Bunlar gazel nazım şekline benzer.
  • 3-7 dörtlükten oluşur ve son dörtlükte şairin mahlası geçer.
  • Koşmanın kafiye şemasına ( abab / cccb / dddb ) sahiptir.
  • Kendisine has özel bir ezgiyle söylenir.
  • İlahi denince akla gelen ilk kişi Yunus Emre’dir.
  • İlahiler, tarikatlara göre farklı isimlerle anılır:

              Bektaşilerde: Nefes

              Alevilerde: Deme (deyiş)

              Mevlevilerde: Ayin

              Gülşenilerde: Tapuğ

              Halvetilerde: Durak

              Diğer tarikatlarda: Cumhur

NEFES

  • Bektaşi tekkelerinde okunan kendisine has özel bir ezgisi olan ilahileridir. Nefes, vahdet-i vücut anlayışını işler ancak Hz. Muhammed ve Hz. Ali’ye övgüyü içerenleri de vardır.
  • Şekil özellikleri koşmaya benzer. 3-7 dörtlükten oluşur. Genellikle 7’li, 8’li,11’li hece ölçüsüyle söylenir ama aruz ölçüsüyle yazılanları da vardır.
  • Kaygusuz Abdal ve Pir Sultan Abdal’ın nefesleri ünlüdür.

HİKMET

  • Bilgece söz anlamına gelen ve 12. yüzyılda yaşamış Hoca Ahmet şiirlerine verilen isimdir.
  • Sade bir dille, dörtlüklerle ve hece ölçüsüyle oluşturulmuştur. Hecenin 4 + 3 = 7 ve 4 + 4+ 4 = 12’li kalıplarıyla koşma tarzında (abab/cccb/dddb) yazılmıştır.
  • Orta Asya’da yaşayan Türklere İslamiyet’i öğretmek amacıyla didaktik tarzda oluşturulmuştur.
  • Hikmetlerde peygamber sevgisi, Allah’a bağlılık, cennet, cehennem, bu dünyanın geçiciliği gibi tasavvuf ahlâkı işlenir.

DEME (DEYİŞ)

  • Kendisine has bir ezgisi olan ve saz eşliğinde söylenen Alevi ilahileridir.
  • Şekil olarak ilahiye benzer. 3-5 dörtlükten ve 8’li hece ölçüsünden oluşur.

ŞATHİYE

  • Allah’la şakalaşırmış gibi, senlibenli tarzda oluşturulmuş tasavvuf şiirlerdir.
  • Alevi-Bektaşi şairler tarafından manevi coşkunluğa ulaşıldığı anda yazılmış,
  • Allah’ın engin affediciliği ve bağışlayıcılığının önemini vurgulayan ürünlerdir.
  • Kimilerince küfür olarak düşünülse de biz şathiyeleri tam olarak anlayamayız. Yorum yapabilmemiz için mutasavvıf kadar bilgi birikimine sahip olmamız, mutasavvıf gibi düşünebilmemiz gerekir. Bu yönüyle üzerinde çok fazla yorum yapılmaması gereken tehlikeli bir türdür.
  • Tasavvuf konuları işleyen şathiyeler, şathiyat-ı sûfiyâne olarak adlandırılır.
  • Kazak Abdal ve Kaygusuz Abdal’ın şathiyeleri ünlüdür.

NUTUK

  • Nutuk, bir topluluğa seslenerek ikna etme, hitap etme anlamına gelir.
  • Tarikata yeni girenlere tarikatın inceliklerini, kural ve adaplarını öğretmek maksadıyla din büyüklerince söylenmiş şiirlerdir.
  • Nutuklarda öğreticilik ön plandadır. Bektaşi tarikatında yazılmış ve ezberlenmiş şiirlerdir.
  • Koşma gibi dörtlüklerle yazılmış ve abab/cccb tarzında kafiyelenmiştir.
  • Hecenin genellikle 11’li kalıbı tercih edilir ancak diğer kalıpları da kullanılmıştır.
  • Nutuklar, nefeslerden bestelenmemesi ve sadece okunmak için yazılması yönüyle ayrılır.

DEVRİYE

  • “Allah’tan geldik, mutlak dönüş yine O’nadır.” devr-i nazariyesini (inanışını) anlatan şiirlerdir.
  • Kâinat yaratılmadan önce Peygamber Efendimiz yaratılmıştı ve ruhlar âlemindeydi. Mutasavvıflar, Peygamber Efendimizin “,Ben nebî iken Âdem suyla çamur arasındaydı.” hadisinden yola çıkarak devriyeyi açıklar. Ruhlar âleminde yer alan varlıklar “cansız, bitki, hayvan, insan-ı kâmil” sırasını takip ederek dünyaya gelir (nüzul) ve tekrar Allah’a döner (urûc).
  • Devriye, bir döngünün devrederek tamamlanması olduğu için bu isimle anılmıştır.

II. DİNÎ-TASAVVUFÎ HALK EDEBİYATI NESİR TÜRLERİ

MENAKIBNAME

  • Menakıb kelime anlamı olarak “menkıbeler” anlamına gelir.
  • Din büyüklerinin başından geçen menkıbeleri anlatan eserlere de menakıbname adı verilir.
  • Bazı örnekleri şiirsel tarzda karşımıza çıksa da nesir (düzyazı) ürünüdür.

VELAYETNAME

  • Velayet kelime anlamı olarak “ermişlik, velilik ve bunların hâli, sıfatı” anlamına gelir.
  • Din büyüklerinin (ermiş, veli ) hayatını, kerametlerini anlatan eserlere de velayetname adı verilir.
  • Nesir (düzyazı) ürünüdür. Şiir olanları da vardır.

FÜTÜVVETNAME

  • Fütüvvet kelime anlamı olarak “mertlik, yiğitlik, soy temizliği” anlamına gelir.
  • Tasavvuf fütüvvet üzerinedir ve tasavvufta ahlâklı neslin yetiştirilmesi amaçtır.
  • Osmanlı zamanında Kırşehir, Çankırı yörelerinde Ahi Evran’ın temellerini attığı esnaf teşkilatının esasında da yukarıdaki düşünceler yer alır.

VÜCUTNAME

  • Tasavvuf anlayışına göre insan vücudunun geçirmiş olduğu evreleri anlatan eserlerdir.
  • Kaygusuz Abdal’ın Vücutname’si vardı

GAZAVÂTNAME

  • Gaza (gazve) kelime anlamı olarak “din uğruna yapılan savaş, cenk etmek” anlamına gelir.
  • Din uğruna yapılan savaşların anlatıldığı ve bu savaşlar esnasında din büyüklerinin başından geçenlerin, gösterdiği kahramanlıkların işlendiği eserlere gazavâtname denir.

DİNÎ-TASAVVUFÎ HALK EDEBİYATI SANATÇILARI

13. YÜZYIL

YUNUS EMRE (1240-1320)

  • Tasavvuf edebiyatını en büyük temsilcisidir.
  • Coşkulu bir dille Allah aşkını işlediği ilahileriyle tanınır.
  • Yaşamı hakkında kesin bilgi yoktur. Eskişehir Sarayköy’de doğduğu ve1320 yılında Konya’da vefat ettiği tahmin edilmektedir.
  • Tapduk Emre’nin dergâhında sağlam bir tasavvuf eğitimi almıştır.
  • “Yaratılana Yaratandan dolayı” beslediği engin hoşgörü, insan sevgisi, Allah’a kavuşma arzusu, İlahî aşk eserlerinde işlediği konulardır.
  • Anadolu’nun çeşitli yerlerinde Yunus Emre türbeleri vardır. Bunun sebebi Anadolu insanının Yunus’u çok sevmesi ve sevdiğini yanından ayırmak istememesidir.
  • Şiirlerini sade bir Türkçeyle oluşturmuştur. Şiirlerinde “sehl-i mümteni” (söylemesi kolaymış gibi görünen ancak ustalık gerektiren anlatım) dikkat çeker
  • Genellikle hece ölçüsünü tercih eden Yunus’un aruz ölçüsünü kullandığı şiirleri de vardır. 573 beyitten oluşan tasavvufun esaslarını anlattığı Risâletü’n Nushiyye’yi (Nasihatler Kitabı) aruz ölçüsüyle oluşturmuştur. İlahilerinin yer aldığı bir de Divan’ı vardır.
  • “Sevelim sevilelim” ifadeleriyle bütün insanlığa vermiş olduğu hümanist mesajlardan dolayı UNESCO, 1991 yılını Yunus Emre Yılı olarak kabul etmiştir.

HACI BEKTAŞ VELÎ (1209-1271)

  • Asıl adı Seyyit Muhammet bin Ata’dır.
  • Horasan Nişabur’da doğan Hacı Bektaş, I 13. yüzyılda yaşamıştır.
  • Hoca Ahmet Yesevi’nin müridi Lokman Perende’nin öğrencisi olan Hacı Bektaş, Yeseviliğin halifesi kabul edilir.
  • Kırşehir’in Sulucakarahöyük köyüne (Hacıbektaş’a) gelerek burada Yeniçeri Ocağı etrafında şekillenen “Bektaşilik” tarikatını kurmuştur. Hatta Hacı Bektaş’ı pirleri olarak kabul eden Yeniçeriler sefere çıkmadan önce şu duayı okurlardı:
  • “Allah, Allah! İllallah! Baş uryan, sine püryan, kılıç al kan. Bu meydanda nice başlar kesilir hiç olmaz soran; Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyan! kulluğumuz padişaha ayan! Üçler, yediler, kırklar! Gülbang-ı Muhammedi, Nûr-i Nebi, Kerem-i Âli, Pirimiz, Sultanımız Hacı Bektaş Veli. Demine devranına hû diyelim, Hû!”
  • Sevgi, hoşgörü ve tasavvuf eserlerinin konusunu oluşturur.
  • Tasavvuf yollarından bahsettiği dört kapı (Şeriat, Tarikât, Hakikât, Marifet) kırk makamı işleyen Makalat adlı Farsça bir eseri vardır. Ahlâkî kuralları, hoşgörüyü ve tasavvuf anlayışını işleyen Makalat, kelime anlamı olarak makaleler anlamına gelir. Manzum tarzda beyitlerle oluşturulan eserin dili sade ve anlaşılırdır. Bu eserin de orijinali bulunamamıştır.
  • Kitâbu’l-Fevâid, Şerh-i Besmele, Şathiye, Makâlât-ı Gaybiye ve Kelimât-ı Ayniye adında eserleri de vardır.

14. YÜZYIL

HACI BAYRAM VELÎ (1352-1429)

  • Asıl adı Numan bin Ahmet’tir.
  • Ankara’nın Solfasol (Zülfâzıl) köyünde doğmuştur.
  • Medrese eğitimi almış ve müderrislik yapmıştır. Müderrislik yaptığı esnada Somuncu Baba’nın selamıyla daveti gelir. Başüstüne diyerek Kayseri’ye gider. Somuncu Baha’yla buluştukları gün Kurban Bayramı’dır.
  • Somuncu Baha’nın iki bayramı birlikte yaşıyoruz ifadesinden sonra Bayram Veli ismini alır ve ona intisap ederek ondan tasavvufu öğrenir. Daha sonra kendi adıyla anılan Bayramiye tarikatını kurar.
  • Yunus Emre’den etkilenmiştir. Aruzun yanında heceyi kullanan Hacı Bayram heceyle oluşturduğu şiirlerini Nutuk adlı eserinde toplamıştır.

EŞREFOĞLU RÛMÎ (?-1469)

  • Asıl adı Abdullah’tır ve babasının isminden dolayı Eşrefoğlu
  • Mısır’dan gelip İznik’e yerleştikten sonra Rûmî (Anadolu) mahlasını almış Mutasavvıf şairdir.
  • İlacı Bayram Velî’nin damadı, aynı zamanda öğrencisidir.
  • Eşrefoğlu’nun şiirlerinde Yunus Emre’nin izleri kendini hissettirir.
  • Didaktik ve lirik tarzda yazmıştır.
  • Şiirlerini aruz ve heceyle oluşturmuş ve Divan’ında toplamıştır. Bir de Müzekki’n Nüfûs (Nefisleri Arıtan) adlı düzyazı tarzında eseri vardır.

15. YÜZYIL

KAYGUSUZ ABDAL (?-1444)

  • Alevi-Bektaşi şiirin kurucusu kabul edilen Kaygusuz Abdal, yüzyılda yaşamıştır.
  • Alanya Beyi’nin oğludur ve asıl adı Gaybi’dir.
  • Hecenin yanında aruz ölçüsünü de kullanan Kaygusuz Abdal’da Yunus Emre’nin izleri görülür.
  • Tasavvufla ilgili tekerlemeleri; ham sofuları, insanlık kusurlarını eleştirdiği şathiyeleri ve nefesleri meşhurdur.
  • Aruzla yazdığı şiirlerini Divan’ında toplamıştır. Heceyle yazdıklarına da cönklerde rastlıyoruz.
  • Sade nesir tarzında yazdığı Budalaname risalesi, Mugalataname (Kitab-ı Miğlate), Vücutname, Sarayname, Dil-gûşa (Dil-kûşa) adında nazım-nesir karışık eserleri de vardır.

16. YÜZYIL

PİR SULTAN ABDAL (?-1590)

  • Asıl adı Haydar olan Pir Sultan, 16. yüzyılda Sivas’ın Banaz köyünde yaşamıştır.
  • Alevi-Bektaşi şiirin önde gelen isimlerindendir.
  • Aruz ölçüsünü hiç kullanmamıştır. İyi bir eğitim almasına karşın divan edebiyatından hiç etkilenmeyen sanatçının heceyle söylediği koşma, semai ve nefesleri meşhurdur.
  • Halkın kullanmış olduğu deyimleri ve atasözlerini şiirlerinde ustaca kullanmıştır.
  • Şiirlerinde tasavvufî konuların haricinde tabiat güzellikleri, köy yaşamı ve beşerî aşkı da işlemiştir. Şiirlerinde Yunus Emre’de olduğu gibi derunî bir tasavvuf anlayışı yoktur.

17. YÜZYIL

AZİZ MAHMUT HÜDÂYÎ (1541-1628)

  • yüzyılda yaşamış sekiz Osmanlı padişahı görmüş gönül ehli bir seyyiddir.
  • Asıl adı Mahmut olup “Hüdâyî” ve “Aziz” isimlerini sonradan almıştır.
  • Ankara’nın Koçhisar ilçesinde doğmuş, çocukluğunu Sivrihisar’da geçirmiştir.
  • Arapça ve Farsça yazdığı eserlerinin dışında Türkçe kaleme aldığı Divan’ı, III.Murat’a yazdığı mektupları içeren Mektûbât adlı bir eseri vardır.

NİYÂZÎ MISRÎ (1618-1694)

  • yüzyılda yaşamış ünlü mutasavvıflardandır.
  • Asıl adı Mehmet’tir. Malatya’da doğmuş, Mısır’a öğrenim görmeye gitmiştir. Mısır’da aldığı eğitimden sonra Mısrî ismini almış yerleşmiştir.
  • Şairin kullandığı mahlaslar gündüz ve gece ayrımına uğramıştır. Gece oluşturduğu şiirlerine Niyâzî, gündüz oluşturduklarına ise Mısrî mahlasını atmıştır.
  • Osmanlı topraklarında adı duyulmaya başlayan ve gördüğü yanlışlıkları dile getiren Niyâzî Mısrî, kendisini çekemeyenlerce iftiralara uğramıştır. Rodos ve Limni’de sürgün hayatı yaşamıştır.
  • Didaktik ve eleştirel tarzda hem heceyi hem de aruzu kullanarak şiirler yazmıştır. Aruzla yazdıklarında Fuzûlî ve heceyle yazdıklarında Yunus’un etkisi görülür.
  • Şiirleri tekkelerde bestelenerek okunmuştur.
  • Türkçe ve Farsça manzum-mensur eserler vermiştir. Divan-ı İlahiyat ve Mevaidü’l İrfan (İrfan Sofraları) eserlerinden bazılarıdır.

KAZAK ABDAL (?-?)

  • yüzyılda yaşamış Romanya Türklerindendir. Eserlerini sade bir dille yazmış Bektaşi bir şairdir.
  • Toplumun ya da insanların aksayan yönlerini eleştirdiği yergilerinde mizahî bir hava hâkimdir.

18. YÜZYIL

ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI (1703-1780)

  • 1703 yılında Erzurum’da doğmuştur.
  • Şeyh İsmail Fakirullah Hazretleriyle Siirt, Tillo’da tanışarak onun müridi oldu.
  • Mahmut’un özel izniyle saray kütüphanesinden yararlanmıştır.
  • Şiirlerini İlahiname başlığında toplamıştır.
  • Marifetname adında dönemindeki ilimlere (geometri, astronomi, jeoloji, psikoloji vs.) İslâmi açıdan yaklaştığı ansiklopedik bir eseri de vardır. Bu eseri oluştururken 400’e yakın eseri incelemiş ve güneş sisteminden ilk kez bahsetmiştir. Einstein’ın matematiksel ispatını yapmadan çok önceleri yeryüzünün yuvarlak hatta yeryüzünde ve gökyüzünde ne varsa hepsinin yuvarlak (atomun) olduğunu söylemiştir.

One comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir